Yasaklar

 Küçük kaçamaklar hayattan zevk alma yollarımdan bir tanesidir. Yasak kılınan ya da yapılmaması gerekenleri yapma taraftarı değilim ama zararsız olan bazı kuralları delmenin bir sakıncası olmadığını düşünüyorum. Mesela diyetteyken küçük bir parça çikolata yemek, spor yaparken daha az mekik çekmek, ödevi hocanız tek başına yapın derken bile anne veya babanız ile yapmak , boğazınız ağrısa bile dondurma yemek istemek gibi..  “Yasaklar delinmek içindir” sözü sanırım benim felsefemi uygulayanların düşüncesinden çıkmıştır. Zararsız diye tarif ettiğim yasaklar kendi alanları sınırları dahilinde denilebilir. Yoksa sonucu kötü biten yasaklar kötü bittiği için yasak olduğu da unutulmamalıdır. Her pazartesi gibi bu pazartesi de diyete başladım.  Diyetim diğer başladığım haftalardan daha uzun sürdü diyebiliriz. Tam üç gün boyunca diyetin en katı kurallarını en katı şekilde uyguladım.  Ancak katı kurallar olduğu için yine yasakları çiğnedim ve kendime göre bir diyet yaptım. Bana da eğlence olmuş oldu. 

Yalnızlık

Eğlenmeyi, kalabalığı, gürültüyü seviyorum. Bir gün içinde oradan oraya koşuşturmayı herkesin derdini sevinci dinlemeyi seviyorum. Ama bazen bunlar çok ağır geliyor. Kendimi yaşlı hissediyorum, hani diyorlar ya “kafam kaldırmıyor”. Yalnız kalmak istiyorum sessizlik ve huzur arıyorum. Hayatın bu hızlı akışından kendimi çektiğim zaman mutlu oluyorum. Bu kısa sürede dinleniyorum. Kendime biraz vakit ayırarak, kendimle vakit geçiriyorum. www.turkce-casino-siteleri.com kendime vakit ayırmak çok iyi geliyor.  Kendimle vakit geçirmek, biraz kafa dinlemek iyi geliyor. Adeta yeniden doğuyorum. Fakat insan belli bir süre sonunda yalnızlıktan korkuyor. Yalnız kalmaktan, unutulmaktan, sessizlikten belki de yalnız ölmekten… Bu düşüncelerden kurtulmak için tekrar o akışa geri dönmeye çalışıyorum, oyuna kaldığım yerden devam ediyorum. Hareketliliğin içerisine kendimi tekrardan atıyorum. Yorulana kadar, kendimle kalmaya ihtiyaç duyana kadar o akışa kapılıyorum. Anladım ki yalnızlığı isteyenler hiçbir zaman yalnız kalamayanlar, yalnızlıktan şikayet edenler ise hep yalnız kalanlarmış… 

Zeytin ve yoğurt

Bugün sabah kalktığımda önce kahvaltımı ettim ve sonra bilgisayarımda biraz slot oyunu oynadım. Daha sonra da, kahvaltıda fark ettiğim ve gidip marketten alayım dediğim mutfak malzemeleri için dışarıya çıktım. Tabii bu Amerikan damak tadına alışmak zaman istiyor. Buradaki birinci ayımı doldururken özlediklerim arasında en başta bizim zeytinlerimizle yoğurtlarımız geliyordu. Bugün gittiğim markette Greek Yoğurt adı altında bildiğimiz bizim yoğurdu buldum, ama itiraf etmeliyim ki zeytin beklediğim gibi çıkmadı. O da Yunan zeytini olarak satılıyor ama sanıyorum üreticisi biraz standardı tutturamamış. Ama aldığım yoğurt çok taze ve çok güzel, benim çok hoşuma gitti. Türkiye'den ayrılırken, yemek seçmeyen bir insan olarak sıkıntı yaşamayacağımı zannediyordum ama zeytinlerimizi bu kadar çok özeleyeceğimi hiç tahmin etmemiştim. E tabii bir de Aydın'lı bir insan için zeytinin yeri bir başka olunca, buralarda o tadı bulamamak üzücü oluyor. 

Koltukta Pineklemek

Hafta sonları en sevdiğim aktivite koltukta uyuklamak. Bütün haftanın gerginliği ve yorgunluğunu bir tek bu şekilde atabiliyorum. Eşim de bu huyumu bildiği için hafta sonunun bir günü için program yapıyor. Bir gün evdeyiz diğer gün mutlaka dışarıya çıkıyoruz. Koltukta uyuklamadığım zamanlarda ya kitap okuyorum ya da televizyon kanallarında dolanıyorum. Bir de en sevdiğim aktivitelerden biri olan online casino oyunları oynuyorum. İlle de bilgisayarda olmasına gerek yok ki. Cep telefonumla ya da tabletim üzerinden de oynayabiliyorum. Zaten tablette desktop modu açılabiliyor. Akıllı telefonda d a mobil uygulaması sayesinde oynuyorum. Hem karlı hem de keyifli bir hafta sonu yine beni bekliyor. Diğer gün için henüz bir planımız yok ama aklımda birkaç şey var. Polonezköy ve buradan annemlere geçebiliriz. Sabah kahvaltısından sonra çıkarsak eğer yeşillikler içinde güzel bir öğle yemeği yiyebiliriz.

Dut mevsimi

Dut mevsiminin ne zaman geldiğini hiç bilemedim.. Biz çocukken bahçemizde dut ağaçları vardı.. Bazıları beyaz, bazıları kara duttu.. Bir sofra bezini karşılıklı iki kişi ağacın altında tutar, bir diğeri de ağacın dallarını sallayarak dutların bu beze dökülmesini sağlardı.. Doya doya dut yerdik o zamanlar.. Hatta bahçemizdeki dut ağacında o kadar çok meyve olurdu ki bütün mahalleye yeterdi dutlar.. Bütün bunları hatırlıyorum ama dut mevsimini bir türlü hatırlayamıyorum. Büyüyünce maalesef doya doya dut yemelerimiz de azalarak kayboldu gitti. Markette bir gün dut görüyorum, sonra bakıyorum ki ertesi gün dut bitmiş.. Üstelik alsam bile lezzetini hissedemiyorum bu dutların..

Teknoloji çağındayız, internet casinolarında slot makinelerinde oyunuyoruz, ama maalesef artık dut mevsimini yakalayamıyoruz, yakalasak bile tadını anlayamıyoruz.. Şimdiki “Z kuşağı “ denen çocuklar büyüyünce belki de dutun ne olduğunu bile unutacaklar..

Dut deyip geçmemek gerek oysa ki..

 

Kadıköy’de Sular Kesik

Yazın ortasında yapılan şehir içi çalışmalardan fenalık geldi. Hele de su boruları ile ilgili çalışmalar insanı çileden çıkarıyor. Borularla ilgili çalışma yapılırken haliyle sular kesiliyor ve günlerce susuz kalabiliyorsunuz. Bu sıcakta bir de sular kesilince kokuşuyor insan. Hadi yıkanmayı geçtim ama tuvaletlerin durumu içler acısı. Dökme suyla uğraşıyorsunuz ve üstelik bir işe de yaramıyor. Tuvalet muhabbeti yapmak istemezdim ama sinirlerim bozuldu resmen. Hatta Kadıköy’de sadece bir gün su kesintisi var dediklerinde üç kocaman gün musluklardan tıs sesinden başka bir şey gelmemişti. Şu günlerde de sıklıkla aynı problemi yaşıyoruz. Nedense İski’nin Kadıköy’le olan sıkıntısı bir türlü bitmek bilmiyor. Neyse ki bu stresli ortamdan uzaklaşmak için online casino oyunlarıyla zaman geçiriyorum. Bir de internet olmasa iyice delirirdim sanırım. Son günlerde avro casino oyunlarına takılıyorum. Sadece Türk Lirası ile değil aynı zamanda avro ve dolar ile de oyunlara katılabiliyorum. 

Yaşam bir tiyatro

Kocaman kocaman adamlar, gözümün içine bakarak yalan söylüyorlar. Herkesin bir kurgusu, bir senaryosu var; herkes bu senaryanonun gerektirdiği gibi oynamaya çalışıyor. Güçlüler, güçsüzleri bir böcek gibi ezmenin peşindeyken, masum olanlar kendi çocuksu dünyalarında kendilerini savunmaya çalışıyorlar.. Herkesin dekoru kendine göre, kimileri insanca simgelerden oluşan bir dekor oluşturmuş, kimilerinin sahnesini ise vahşi figürler kaplamış. Bu oyunda perde yok, ara yok, sürekli devam ediyor replikler. Kimileri ezberden okuyarak oynuyor, kimileriyse prompterden.. Etraf toz duman olsa da oyuna ara verilmiyor.

Sevmiyorum bu oyunları, ben istiyorum ki hep Pollyana olsun, hep Heidi ile Peter olsun.. Neşeli Günler filmindeki gibi kavgalar turşu sirkeyle mi, limonla mı yapılır sorunsalından çıksın.. Bu büyük büyük adamlar, gözümde korkunç devlere dönüşüyor.. Keşke bu acımasız tiyatronun kuralları da www.rulet-kural.com'da anlatılanlar gibi açık ve net olsaydı.. Çark ne zaman döner, nasıl döner bilebilseydik.. 

Hangi oyun 7

Bir dönem yılbaşı geceleri hep aynı evde toplanırdık, aile arasında. Belki de 10 sene üst üste hep aynı yere gittik, hem aynı yemekleri yedik, ve yılbaşı gecemizi hep aynı insanlarla beraber geçirdik.

Program da hep aynıydı. Biraz sohbet edilir. İçkiler alınır. Daha sonra yemeğe geçilir. Yemekten sonra ise yine masa etrafında toplanılır kağıt oynanırdı. Oynanan oyunda ise herkes sırayla iki kart alır, ve üçüncü bir kart alacağında bunun ilk iki kartın arasında bir kart olması durumunda oynadığı bahis kadar kazanırdı. Heyecanlı bir oyundu.

Sonra yıllarca bu oyuna rastlamadım. Ta ki son zamanlarda www.guvenilir-casino-bonus.com sitesinden tavsiye edilen bir sanal casinoda red dog diye bilinen bir oyun bulana kadar. Ama hiç normal casinolarda rastlamamıştım. Üstelik progresif red dog oyunu bile vardı. Yani çok para kazanmak mümkün. Bu aralar ilk tercihim red dog.

Evlilikten Kaçıyorum

Bugün çok mutlu bir haber aldım. Geçtiğimiz sene evlenen ve bana kardeşimden yakın olan kız arkadaşımın hamile olduğunu öğrendim. Annesinden ve eşinden sonra ilk beni arayıp söylemesi beni o kadar mutlu etikti ne diyeceğimi bilemedim. Küçüklüğümüzden beri birbirimizi tanıyoruz. Aramızda inanılmaz bir elektrik var. Öyle ki küçükken akşam olup evlerimize dağıldığımız zamanlarda dahi bir sonraki günün hayalini kurar birbirimize sarılıp ayrılırdık. Bu kadar yakın dostumun şimdi bir bebek bekliyor oluşu oldukça garip geliyor. Bense hala evliliğe sıcak bakmıyorum. Bunun nedeni oldukça özel olmakla birlikte klasik bir cevap vermem gerekirse henüz kendimi hazır hissetmiyorum.

Zaman-zaman annem bu konuyu açıyor, ben ise hemen tık diye konuyu değiştirip hiç duymamışım gibi telefonumda oynadığım bahis oyunlarından bir tanesini anneme gösteriyorum. Tabi ki kendisi yapmış olduğum bu katakulliyi hemen anlıyor ve tepkisiz kalarak sadece gülümsüyor. Dedim ya hazır değilim daha..

Çay Tiryakileri

En çok ne içmeyi seversiniz desem, cevabınız ne olur acaba? Millet olarak ‘çay’ bizim için çok önemli bir yere sahip. Örneğin, sabah kahvaltılarında o olmadan hep birşeyler eksik olur. Ofisteki kahvaltımızda simitin yanına en güzel yine çay yakışır. Ev hanımlarının kendi aralarındaki toplantılarında hep içecek ‘çay’dır. Başka bir içecek asla aranmaz, teklif dahi edilemez. İşten eve yorgun döndüğümüzde yemeğimizi yedikten sonra, yine “Hatun, demle de bir çay, içelim be” diyerek kendimizi iyi hissettireceğine inandığımız içkimiz yine ‘çay’dır.

Lokantalarda gerek tek başımıza gerek de iş arkadaşlarımızla, dostlarımızla yediğimiz yemeklerden sonra, garsonun, “İçmeyen var mı?” dediği şeyin adı hep ‘çay’dır. Hal böyle olunca ülke genelinde bu kadar popüler olan çay için, birçok üretici vardır. Kalite farkı olarak çeşitlilik gösterse de çay, candır :) Aynen http://www.turk-casino-siteleri.com gibi bir başucu kaynağıdır ve tiryakilik yapması an meselesidir.